DİNLE...DEDİLER;BEN BAŞKA KOROYA GİTMEM ARKADAŞ

Bahar gününün sıcaklığını, yüreğinin içinden aldığı ilhamla gözlerine ve ellerine akıtan ve sanki karşısındaki ekibin herbiriyle yekvücut olmuşçasına bir enerji yansıtan bir yürek…Kimi zaman gülümsemesiyle kimi zaman parlayan ve ıslanan gözleriyle hayranlığını onlara uzatan ve tüm ekibin o anki dikkatini parmaklarında ve gözlerinde toplayan bir usta, bir aşçı, bir şef…

Önceleri sevecen bir abi gibi diyordum; ama artık bir ‘’babalık’’ rengi de vermiş Mevlam galiba… Kimden bahsettiğim belli değil mi, şefimiz Coşkun AÇIKGÖZ


ODTÜ KTMT topluluğumuzu uzun yıllardır çalıştıran, aslında onları da topluluk ve müziğimizin temellerine alıştıran ve her konserde yeni ve sürpriz can yakışlarla bize farklı sunumlar veren…

Ben başka koroya bu yüzden gitmiyorum arkadaş! Lezzet var, fark var, sürpriz var, yürekten gelen ve yüreğimize işleyen ruh var…

Sevgili eşim Didem…İzmir’de; ben de gidecektim…Kordonboyu seyrine düşecektim güzel İzmir’in ve güzelliklerinin ..ama Dur! dedi bir ses, kaçıracaklarını düşün! Ve kaldım buralarda seni oralarda İzmir’in kavaklarında bensiz bırakıyorum…işte nedeni bu.

Çok şey kaçırdı gelemeyen tüm dostlar; yer varken salonu dolduracak oysa, bu şahane sunumu ve performansı DİNLEmek için. Bu konser için salonu dolduramayanlar, başka programlara dalanlar çok şey kaçırdınız. Bir fırsatınız olur belki seneye…sakın kaçırmayın.

Ben bu koroyu bu yüzden seviyorum işte ve kaçırmak istemiyorum bazen sazların sustuğu bu gösteriyi…Bilindiklerin dışına çıkıp, bilinmediklerle bizi şaşırtan o genç yürekler bizi hayran bırakıp kendilerine ve sıcak anlarla nasıl geçti bu zaman böyle dedirten.

Ben başka koroya gitmem arkadaş!

Zafer ŞAHİN…bu topluluktan da geçen orta genç kuşak sevgili kardeşimiz…Bize DİNLEyerek ne erdemler elde edileceğini anlattı güzel ve temiz sesiyle sunumu boyunca…Zaten sen anlatabilirdin bize en iyi DİNLEyerek dinginliği…DİNLEyerek bir eş ve bir ikiz elde etmekse sanırım ancak sana nasip olacak bir şey…hakkıyla…

‘’Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın’’ koroyla bu denli yalın söylenebilirdi büyük ustaya saygıyla.

Hele sazların susup ta; yalın seslerin kaynaşarak tek ses olduğu o eser neydi öyle; ‘’Bir sabah bakacaksın bir tanem ben yokum’’. Kim açıklayabilir o anda oluşan duygu selini hem sahnede hem de salonda çıt çıkmadan ne sazdan ne de sıcak yazdan… O an ancak o anda orada yaşanırdı…öyle yaptık zaten…iyi ki de yaptık be !

Benim hep yenilikler katalım dediğim kıyafetlere, sahne düzenine, hatta şovuna ve sunumuna; daha çok satmak için bu yaptıklarımızı…diye özlemime bir cevap vardı görsel olarak. Farklı renkte kıyafetinle bir ayrı renk kattığın için teşekkürler sana sevgili Didem Aydıner Tuncer, eşiyle hep bizim için çalan kemençesini yıllardır.

Az sayıdaki erkek koristlerimizi hep koruma altına almamız lazım deriz…gerek te yok aslında; onlar farklı renklerdeki sesleriyle bunu sağlıyor zaten… Güzel konuşmasıyla ve kibarlığıyla bilirdik toplulukta sevgili Taner’i… o bir de güzel eser seslendirdi Erol Hocamızdan, yumuşak ve romantic tınılarla...

Sevgili Mutlu kızımız da hem berrak yüzüyle hem de berrak sesiyle ısıttı bizi, üstelik benim şarkımı söyleyerek ‘’Gel sen bize akşam yine mehtap görünsün’’. Biz mehtabı hep görüyoruz sayenizde be çocuklar.

Anıl…ona hüzünlerin prensi diyorlarmış…sessiz, sakin görünümüyle kararlı ve berrak şarkısını da söylerken…Bin hüzünden bin umut verdin bizlere. Hem de taksimden esere girişini alkışla kesen izleyiciye rağmen…Sanırım her konserde hatırlatmalıyız seyirciye tıpkı yılda iki kez olan Bayram namazını Hoca’nın anlattığı gibi.

Holywood uzun süre Demir Leydi’sini aramıştı. Bizim zaten var Demir Leydi’miz iki dönem Başkan olan sevgili Mine. Kendinden emin ve kararlı söyledi bu Segah eseri, Olmaz ilaç sine-i sad pareme diye.

Sana kızıyorum bazen ya Selçuk, git artık diye..Sen iyi ki gitmeyip o kadife sesinle yakardın Allah’a: Kimseyi böyle perişan etme diye…Yahu siz niye bizi böyle perişan ediyorsunuz o zaman (!)

‘’Bu yerler ne füsünkardı’’ …aydınlık ve sempatik yüzünle zaten hep güzel yorumlardın eserleri; bu kez sanki zirve yaptın be İrem.

Efendim, bunca genç sesten sonra 1975 model bir Anadol geldi sahneye: Istanbul’dan …Boğaziçi’nden…bir garip Kemal Yeşil. Istanbul’un usta şairinden seçmiş ilk eseri : Körfez’deki dalgın suya bir bak…Sen de 45 yıl önceye dek bak Kemal Abi, güçlenerek duruyor topluluğumuz tüm değerleriyle yerli yerinde.

Büyük romantic ustadan da bir eser vardı: Bir ateşim yanarım külüm yok dumanım yok. Daha sende tütecek çok duman var Kemal Abi, hep birlikte 2043’e dek. Üstelik merak etmeyin bizim sığınacak limanımız da var: hepimizi kucaklayacak kadar büyük topluluğumuz.

Her dönem sonunda mezunlar veriyor topluluğumuz, büyük üniversitemizin ve topluluğumuzun tozunu yutmuş genç meslektaşlarımızı aramıza katarak. Yediveren gibi, tam 7 mezunumuz var bu yıl: Mine, Işıl, Kübra, Artuğ, Dilcu, Onur, Ebru. Kapanış merasiminde hepsine plaketleri verilirken yine söz aldı Yusuf Abi onlardan, 40 yıl sonraki mezunlardan da onlar söz alacaktı sonraki 40 yıl için.

Hicaz eserle kapandı perdeler sonraki 40 yıllara: Asmalarda üzüm, yosmalarda gözüm…

Allah eksik etmesin üzümü asmalardan.

Not: Tüm bu notlar, dün gece konseri izlerken bir anda aklıma gelenlerdi ve elime geçirdiğim kağıtlara karaladım karanlıkta; az once onlardan toparlayıp tamamladım metni bu şekilde. Dün Zafer’in dediği gibi, sürçü lisan ediyor isek affola.

Saygı, sevgi ve saygılarımla,

Sizden biri, bizden biri…

 


Mustafa TUYGUN(EE 89)

HABERDAR OLUN

isim
e-posta

Map

BilerChildrenLeg og SpilAutobranchen