11 YILLIK TEŞEKKÜR

Bu yazıyı ne zamandır yazmak istiyordum fakat düşüncelerimi kafamda bir türlü toplayıp da klavye başına geçemedim. Açıkçası nereden başlayacağımı da bilmiyorum. En iyisi her şeyin en başından başlamak. 
2001 yılında ODTÜ'yü kazandığımda Klasik Türk Müziği Topluluğu'nu biliyordum. Kaydımı yaptırdıktan sonraki ilk işim babamla birlikte topluluğu aramak oldu. Şanslıydım, konumu makina mühendisliğinin hemen yanındaydı.
Hazırlıktayım, dönem başladı, ben de barakaya gittim. İlk gidişimdi, heyecandan kalbim duracaktı. O zamanlar nereden bilebilirdim ki hayatımın orta yerine oturup da 11 yıldır orada kalacağını? Metal kapı açıktı... Havalar güzel olduğunda o kapı hep açık olurdu zaten. Metalin açılış sesi bile hala kulaklarımda... Metal kapı açıktı, içeri girdim. Kombili odanın girişinde gördüm Gökçe'yi. "Merhaba" dedim. "Ben ud çalıyorum, topluluğa gelmek istiyorum, çalışmalarınız nasıl oluyor" diye utangaç ve kısacık bir soru sordum Gökçe'ye. O da sağ olsun "ben ud çalıyorum zaten, udiye ihtiyacımız yok" diyerek ilk hayal kırıklığımı yaşattı bana. "Kanuna da yeni başladım" dedim, Gökçe yine sağ olsun "kanunimiz de var" diyerek Kombili odada ders çalışan Ömür'ü gösterdi bana. "Ama cumartesileri saat 1'de koro çalışmamız var, ona gel istersen" diyerek teselli cümlesini eksik etmedi benden. İşte benim KTMT ile tanışmam böyle oldu.

ktmt1


5 Ekim 2001... Tanışma toplantısı Mimarlık Amfisi'nde oldu. Sahneye çıkan topluluk üyeleri o kadar profesyoneldi ki sanki burası bir topluluk değil, sanatçı yetiştirme okuluydu. Sahnedeki kızlardan birini tanıyordum. Bizim liseden mezundu. Hatta bizim servisteydi zamanında... Adı neydi çıkaramamıştım ama toplantı sonrası otobüs durağında karşılaştığımızda daha sonra ilk kez birine içtenlikle "abla" diyeceğim Betül'le tanıştım. 
Cumartesi saat 1'e 10 kala geldim ve ürkekçe bir yere oturdum. TRT ses sanatçılarından Coşkun AÇIKGÖZ çalıştırıyormuş koroyu. Acaba nasıl birisi? Gözümde artık nasıl büyüttüysem Coşkun Hoca'yı, Hoca içeri adımını atınca kocaman bir dev gördüm sanki. Ben ürkekçe sandalyede oturan 17 yaşındaki yeni yetme, karşımda ise koskoca TRT sanatçısı Coşkun Hoca. O kadar kocaman gelmişti ki gözüme şu anda bile yaşadığım o an gözlerimin önüne geldi. 
"Yönetim Kurulu" sanki uzun süredir bir şirketi yönetiyormuş gibi işini büyük bir ciddiyetle yapıyordu. En yukarıdaki Metin Abi, nam-ı diğer Metin Baba, öylesine baba bir insandı ki daha sonra gelen başkanlarda (ben dahil) böylesine olgun, böylesine işini titizlikle yapan birine daha rastlanmadı. Şu an topluluk, kurulu bir yay gibi durmadan çalışıyorsa bunun temellerini Metin Abi atmıştır.

ktmt2

Bir çalışmanın arasında birisi "İletişim altkurulunda çalışmak isteyen arkadaşlar çalışmadan sonra Berna'nın yanına gitsinler" diye bir duyuru yapmıştı. Bir toplulukta sorumluluk almak orada kendini kabul ettirmenin en kolay yoluydu. Ben de "iletişim altkurulu" sözüyle "işte bu" demiştim kendi kendime. Ben bu ekibe katılmalıyım! Çalışmadan sonra Berna'nın başkanlığında ilk altkurul toplantımı yapmıştım. O günden sonra Berna benim "patron"um oldu. 11 yıl geçti kendisini gördüğümde hala patron derim.
Bir ortama yeni girmiş birisinin yaşadığı çekingenliği uzun süre yaşadım ben. Yeni birinin kendi adıyla var olması, adını insanlara belletmesi nasıl yüce bir şeydir bilir misiniz? İşte ben bu duyguyu Derya'nın bana adımla seslenmesi ile yaşadım. Bilet alıyordum ve "Mutlu sen kaç tane alacaksın" diye sormuştu bana. Adımla seslendi bana! Artık insanlar beni tanımaya başlamışlardı, adımı biliyorlardı ve ben de vardım bu ortamda. 
Yine bir çalışma arasıydı. Coşkun Hoca dışarıda çayını içerken ben de geçtim kanunun başına ve bir şeyler çalmaya başladım. O sırada kırmızı yanaklı bir oğlan benim yanıma yaklaştı ve "sen çalıyor musun kanun" diye sordu. "Yeni başladım" dedim ve muhabbete başladık. Nereden bilebilirdim ki o kırmızı yanaklı çocuğun benim bütün müzikal ilerlememde en büyük katkıyı sağlayacağını? Sertaç'mış adı. Lisanstayken topluluk ve müzik hayatımın çoğu Sertaç oldu. Bambaşka bir soluk, bir renk, bir akım getirdik topluluğa. Yıllardır atıl durumda bırakılmış klasik kemençeyi tamir etti, hayatımıza soktu. Her çalışma sonrası Gökçe uduyla, ben kanunumla, Sertaç da ya gitarı ya da klasik kemençesiyle insanları topladık etrafımıza. Yeni Türkü çaldık, İncesaz çaldık. Herkes çok sevdi yaptığımız bu müziği. Çalışma sonrası toplulukta kalma adetini başlattık. Biz bir köşede İncesaz çalarken, başkaları başka bir köşede klasik eserler çaldı. Sesler bir oldu birbiriyle karıştı. Ne güzel sadalar yükseldi göğe, rüya gibiydi. Güz Kumpanyası'nı kurduk, rembetikoyla, tangoyla tanıştık. Kupmanya'nın hayatıma kattığı en güzel şey rembetikolar ve tangolar oldu. Bir daha hiç bırakamadım kendilerini. "Benim müziğim budur" dedim kendi kendime. Ben bu müziklerde ilerlemeliydim, bu müziklerde kendimi geliştirmeliydim.

ktmt3

Yılbaşında çekiliş yapmıştık. Herkes bir isim çekiyordu ve ona hediye alıyordu. Kimin hangi ismi çektiği ise gizliydi. Ben Coşkun Hoca'yı çekmiştim, güzel bir kalem takımı almıştım kendisine. Ama bana gelen hediye ise en az Sertaç'ın benim müzikal hayatımı şekillendirmesi kadar etkili oldu müzik seçimimde. Özge bana bir Ömer Hayyam kitabı ile Şecaattin Tanyerli ve Necdet Koyutürk tango CD'si almıştı. O CD benim hayatımın dönüm noktası oldu. Bu CD sayesinde başladım dansa ve Türkçe tangoya. 
Ayak bileğimi incitip de alçıya aldıklarında da gelmeyi hiç kesmedim topluluğa. Kalabalıktı bir gün, koridor ise dardı. Ve kemancı Volkan bana o gün o alçılı ayağımla yürümem için koltuk değneği olmuştu. Hiç unutamam, minnettarım kendisine. 
İlk mezunlar yemeğimizdi. Gökçe ile birlikte bir masada aslında aylardır topluluğa devam eden ama adlarını, sanlarını bilmediğimiz insanlarla tanışmaya, onları da "çalışma sonrasında kalmaya" ikna etmeye çalışıyorduk. Onlardan birisi Esra'ydı. Öyle bir ikna etmişiz ki kendisini o da "çalma sonrası topluluktan ayrılmayanlardan" oldu. O Esra ki daha sonra hayatımda kazandığım en kıymetli dostlarımdan birisi olmuştu. Yeri geldi karşılıklı ağlaştık, yeri geldi bana yerine koyamayacağım iyilikleri dokundu. Hayatımın bir dönemine damga vurulmasına vesile oldu. 
Bir gün çalışma çıkışı 5. Yurt önünde, çimenlerde müzik yapıyorduk. O sırada elinde Sun Shine'dan kumpiriyle, saçları kısacık bir kız geldi oturdu. Herkes saçlarının ne güzel olduğunu söylüyordu, o da etrafa o güzel gülümsemesiyle teşekkür ediyordu. Güldüğünde gözleri çizgi çizgi olurdu Sevgin'in. Hayat onun gözlerindeki gülümsemeyi hiçbir zaman eksik etmesin. 
1. sınıfın başıydı. Sertaç'la topluluktaydık, fırlama kızın biri gelmişti, kemanla uğraşıyordu. Nereden gelmişti, ne zaman gelmişti, ne ara tanıştık, ne ara bu kadar samimi olduk bilmiyorum ama hayatımın orta yerlerinden birine oturdu bu Gözde isimli kız. Bu şımarık, çok konuşan... Eeee... Çok çok konuşan.... Iııı... Çok çok çok konuşan... Hiç susmayan kız çocuğu nasıl da en yakın dostum oluverdi benim? Nasıl da uyuştu bizim bu kızla frekanslarımız? Hani iki cambaz bir ipte oynamazdı? Yok arkadaş, ben çok iyi anlaşıyorum bu Boğa kadınlarıyla, bunu farkettim. Yıllar geçti fakat bu çok çok çok çok konuşan kız çocuğunun kalbimdeki yeri hiç değişmedi.

ktmt4

Yine Sertaç'layız... Arkadaş, hep mi Sertaç'la olur bir insan? Neyse... Tanışma toplantısı var toplulukta. Biz de topluluğun eskilerinden (?) olarak (sadece 1 yılımız geçmiş) gelen "gençleri" müzikal açıdan sınıyoruz. Esmer, zayıf bir kızı kestirdik gözümüze, yanımıza çağırdık. Sorduk soruşturduk adı Nevin'miş. Ne iş yaparsın sen dedik, blok flüt çalarmış, beste yaparmış. Bir flüt bulduk, nereden bulduk bilmiyorum. Sertaç'ın flüdü müydü, yoksa Nevin'in flüdü müydü hatırlayamadım. Başladı bestesini çalmaya. Aman Allah'ım! Bu kadar mı kötü bir şarkı olur?! Tabi kendisini kırmamak için güzelmiş falan dedik. Ne bilelim biz o kızın daha sonra toplulukta ders verecek bir hoca olacağını? Kendisinin birkaç yıl sonra benim meleklerimden olacağını? 
Saz heyetinde heybetli, heybetli olduğu kadar da insana bakışlarıyla, davranışlarıyla, sözleriyle, sesiyle güven veren birisi vardı. Bilirdik ki Metin Abi gibi baba bir insandı o da. Muhabbetim olmamıştı. Bir gün Mimarlık Amfisi'ne bir şeyler götürülecekti ve biz Zafer Abi ile birlikte taşımıştık malzemeleri. O gün yakından tanıdım kendisini. Düşüncelerimde, hislerimde yanılmadığımı farketmiştim. Nasıl Betül benim için ilk ablalardan biriyse Zafer de ilk abilerden birisi olmuştu.
Her şey iyiydi hoştu da keşke o Amed Nesimi ve Capri Sun senaslarını yapmamış olsaydık. Her şey bir toz ve gaz bulutu gibi gözümün önünde. Coşkun Hoca, Türk Müziği'nin ilk eserlerinden birisi olan Amed Nesimi Subh-u Dem'i bize öğretmiş ve biz de huşu içinde terennüm ederken birden içimden bir şey dürttü beni. Adeta içime Eminem ya da ne bileyim Fifty Cent kaçmıştı. Amed Nesimi bambaşka bir hale büründü, rap oldu çıktı içimden. Daha da fenası herkes uydu bana. Gözlerimiz karardı... Adeta bir tarikata dönüşmüştük. Bir yandan Capri Sun zikri çekip bir yandan da Amed Nesimi ile break dance yapıyorduk. Anlatamadık, yaşadık. Nasıl bir ruh haliydi, nasıl bir krizdi bilemedim. Sadece içimizde olanlar hissetti bunu, kimseye açıklayamadık. Biz de açıklamadık, yıllardır içimizde kalan bir sır gibi sakladık. Hele Zafer Abi'nin modern dans gösterisi... Oooof... 

ktmt7 

1. sınıfta iletişim altkurulu başkanı olmuştum. Patron Berna tahtını bana bıraktı ve mezun oldu. Yönetim kuruluna girmemle hayatımın değişmesi de bir oldu. Ben artık bir grubun yönetici kadrosundaydım. Çok şey öğretti bana bu deneyim. Öğretmekle birlikte çok da yordu. İlk kez insan idare etme kavramıyla tanıştım. Sorumluluğum arttı, bürokrasiyi öğrendim. Dilekçe nasıl yazılır, kime verilir, kime nasıl davranılır belledim. Çok kıymetli bir yıldı, çok şey kattı, çok şey de alıp götürdü. Şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler sanırım 2002'nin eylülüne geri dönmek isterdim. 
Küskünlüklerim de oldu tabi ki. İnsan en yakınıyla bozuşurmuş misali Sertaç'la büyük küskünlüklerim, kavgalarım oldu. Yönetim kurulu üyesi olduğum dönemde öylesine yorulmuşum ki neredeyse 1 sene ara vermiştim topluluğa. 2. sınıftayken hemen hemen hiç gitmedim barakaya. 3. sınıftayken ders yüküm çok artmıştı. Önce benim altkurul elemanım olan, sonra da o dönemde başkan olan ama şimdi çok sevdiğim arkadaşım Utku'yla nice kavgalar etmiştik, Sertaç ve Gökçe ile birlikte kendisine karşı ne mücadeleler vermiştik. Şimdi hepsi gülümseyerek anılacak birer anı olmuş gitmiş. 
3. sınıfı az hasarlı atlattıktan sonra artık başkan olmanın zamanı gelmişti. Harika bir ekip kurdum. Aydan, Nevin, Aylin, Esma, Seçil... Mutlu'nun Melekleri oldular, bu adla anıldılar. Çok güzel işler yaptık, çok güzel organizasyonlar düzenledik. Hepsinin altından alnımızın akıyla sıyrıldıysak her şey bu güzel ekibin sayesinde oldu. Kendi başarım olarak gördüğüm tek şey bu harika ekibi biraraya getirebilmektir.
THBT manzaralı oturma odamızda ömrümü yiyen iki meleğim vardı. Aydan ve Seçil. Hadi Seçil akıllı usluydu, mantıklıydı da Aydaaaaan Aydaaaaaaaaaan! Votka partisi yapsak ya yine bi gece... 

ktmt11

Aslında Aylin'i altkurul başkanı olarak seçerken onun, elinden her şey gelen bir deli olduğunu bilmiyordum. Ne zaman ki pankart yaptırmak için Ulus'u turladık, işte o zaman tanıdım ben onu. Sadece uçanla kaçan kurtulurmuş elinden, bilemedim. İnsanın yanında böyle sağlam bir dost olduktan sonra sırtı yere gelmezmiş bunu da yıllardır çok iyi bildim. 
Yeni binaya geçmişiz, oda çok, koridor uzun. Günlerden bir gün koridorlarda bir oğlan çocuğu gördüm. Uzun boylu, akça pakça, yakışıklı ama çok konuşan bir oğlan çocuğu. Hani böyle ortamlara yeni giren biri olunca eskiler bir göz süzer, neymiş neciymiş diye bakarlar ya, işte ben de öyle baktım kendisine. Mail ortamında da bir aktif bir aktif... Ne yalan söyleyeyim, gıcık oldum ben buna. Nereden bileyim ben bu Emir isimli oğlan çocuğunun en yakın arkadaşlarımdan olacağını? Adam ortağım oldu yahu, ötesi var mı bu işin?!
Dayanışma kurulu toplantısı için ilk kez Ere'ye gittiğimde gördüğüm manzara muhteşemdi. Deri koltuklar, kocaman toplantı masaları, masalarda kaseler içinde meyveler. 18 yaşındaki bir velet için ne büyük bir olay. Yusuf Abi masanın başında tüm karizmasıyla yerini alır, büyükler yerini alır, en sona da benim gibi tıfıllar yerini alır. Derin derin mevzular, büyük büyük konular konuşulur ben ise o deri koltukta iyice küçülerek dinlemeye çalışırım. İşte böylesine bir ortamda tanıdım Yusuf Abi'yi, Mustafa Abi'yi, Hakan Abi'yi... Emeklerini, paralarını gözlerini kırpmadan harcadılar benim gibi yeni yetmeler müziklerini daha iyi koşullarda yapsınlar, daha rahat çalışsınlar diye. Rıdvan Abi, Mustafa Abi, Nazan Abla, İlker Abi, Sevgi Abla, Müzehher Abla, Recep Abi... Ve adını sayamadığım daha nice büyüğüm, abilerim, ablalarım... Hakkınızı ödemek çok zor. Her şey için çok teşekkürler. 
En zor günlerimde yanımda oldu İzlem. Onun o telkin ve teskin edici nasihatları olmasaydı hayat çok zor olurdu bana. Ömrüm boyunca beynimde yankılanacak, bana yol gösterecek sözleri, çok doğru öğütleriyle yep yanımda olsa keşke... 

ktmt6

Sağ olsun Gözde'yi aratmayan, kendisiyle kafa kafaya çarpışacak kadar çoooooook konuşan bir kız daha geldi topluluğa, adı Sema'ymış. Yıllar vardır biz bu kız çocuğuyla anlamsız yere birbirimize laf geçirip dururuz. Ama ilişkimizi ayakta tutan da bu değil midir şekerim? Yoksa ne kadar monoton, ne kadar sıkıcı... Öeagh...
Uzun yıllar görüşmesem de Özlem'in beni hiç unutmadığını biliyorum ve buna o kadar çok seviniyorum ki. Hiç beklenmedik bir zamanda gelen sıcacık bir telefon nasıl da yok ediveriyor aradaki yılları, yolları...
Yıllarımı verdiğim daha başka adamlar, kadınlar var... Yavrım, Volkanım... Koro çalışmalarımın en eğlenceli varlığı. O olmasaydı o çalışma salonlarının tepesindeki kahkahalar hiçbir zaman olmayacaktı. Volkanım'la beraber kahkahalara renk katan kadim dostum Bican. Biz olmasak "topluluğun erkekleri" diye bir kavram olmayacaktı... Selçuk... Öğrenci korosunun en demirbaşı, olmazsa olmazı, şahane sesi, iyi ki varı... Batu... Batuuuuuuuuu... Bebeğim sana hep hastaydık, hep hastayız ve hep hasta kalacağız. Fırlatıp attığımız her şey için özür dileriz. Birol... Üstadım... Bizi o billur sesinden hiç mahrum bırakma e mi? Gökhan... En güzel günleri paylaşacak kadar kıymetli bir arkadaşsın... Nuran Kardeş... Sesine çok iyi bak tamam mı? O bize çok lazım daha. Göksun... Seni çok geç tanıdım, tanımaktan çok mutlu oldum. Yıllar sonra ne zaman nerede biraraya gelsek sanki hiç ayrılmamışcasına uzun uzun sohbet edebileceğimizi çok iyi biliyorum. Dilşat ve Elif... O naif dostluğunuzu hiç esirgemeyin benden. Yunus... Aynı çadırı paylaştığım en derin dostum. Çok özlettin kendini, belki iyisindir? 

ktmt10

Itır, Mustafa, Bulem, Yüsra, Didar, Mine, Gülce, Fatma, Miase, Dilcu, Meleknaz, Anıl, Zuhal, Şeyda, İrem, Damla, Billur, Kübra, Ebru, Büşra, Aygün, Saner, Merve, Melike, Şerif Ali, Selcan, Seda, Çiğdem, Duygu, Şeniz, İnci, Mutlu, Nazife, Nazgül, Altuğ, Erbil, Banu, Başak, Artuğ, Serkan, Gülşah, Dilek, Sevtaç, Yeşim, Serap, Eren, Işıl, Gökçe, Elvin, Hande, Erhan, Canan, Engin, İsmail, Tülin...
Ve adını sayamadığım nice arkadaşlarım, dostlarım. 11 yılda bana kattığınız her şey için sonsuz kere teşekkürler.

 

Özcan Mutlu ÖZÜNLÜ
http://ozcanmutluozunlu.com/yazilar/35-denemeler/278-11-yillik-tesekkur 

HABERDAR OLUN

isim
e-posta

Map

BilerChildrenLeg og SpilAutobranchen