11 YILIN ARDINDAN

11 Yıl…

Dile kolay dedikleri cinsten bir söylem. Bu dünyadaki varlığımın 3’te 1inden fazlası. 2005 Yılının Şubat ayında kasvetli bir Cumartesi öğleni girdim Topluluğun kapısından. Taze demlenmiş çay kokusu, müziğin bin bir çeşit nağmesi ve onlarca mutlu yüz kazındı hafızama. Sonrasının nasıl olacağını bilmediğim bir başlangıçtı. Ankara’nın havasından mı yoksa, ODTÜ’nün suyundan mı bilmem kısa sürede bağımlılık yaptı.

 Daha dönem bitmeden “hayatımda doğru yaptığım bir şey varsa ODTÜ’ye gelmek ama daha doğru yaptığım bir şey varsa KTMT’ye gelmek” demeye başlamıştım. Katılmadığım 2005 mezunlar yemeği sonrası düzenlenen kahvaltıda orda geçirdiğim süreye kıyasla uzun bir konuşma yapmıştım. “Abi – Abla” dediğimiz koca koca insanların karşısında.

 

Geçen günleri yaşadıklarımı ayrı ayrı yazsam ya da hayatıma yeni bir anlam katan insanlara ayrı ayrı teşekkür etsem kocaman bir kitabı doldururum ki zaten unuttuklarım bile olur. Ancak hepsinden öte bir izi var ki KTMT’nin sanırım hepsinden daha derin izler bıraktı bende.

Olağan genel kurul toplantısında mı ya da bir mezun buluşmasında mı ilk kez dinledim bilmiyorum ama kocaman bir hayal vardı “KONSERVATUAR”…. Erol SAYAN’ın yönetiminde 38 sene önce kurulmuş bir öğrenci korosu çağdaşlarına kıyasla dörtnala bir hayali kovalıyordu. Kocaman bir binası olmuştu. Tam bir ODTÜ’lü ruhuyla iç işlerinde özerk bir yapıda varın yoğunu Türk müziği için bir şeyler yapmak için ortaya koyan insanların olduğu bir topluluktu. Her ne kadar bir öğrenci topluluğu gibi görünse de buz dağının küçük bir kısmıydı. 2004’ün sonunda tamamlanmış ve hayallerin gerçeğe dönüştüğü KTMT Binası beni daha çok heyecanlandırıyordu.

2006 yılında yönetimde Bina alt kurulu başkanıydım. İleride bir konservatuar olacak binada kendimce hayaller kuruyordum. Arşiv odasının nasıl olacağı kapıdan kartla girileceği, oturma odasının ileride bir sınıfa dönüşeceğini düşlüyordum. Fuayede düzenleme yapılmış insanlar hem müzik yapıyor hem de ders saatlerini bekliyorlardı. Hatta bizim zamanımızda bir tavşan deliğinden geçerek girdiğimiz Konser salonu kocaman ağır kapılarıyla ve büyüleyici atmosferi ile nice konserlere ev sahipliği yapıyordu ve daha nicesi.

 

Geçen zaman içerisinde sorun neydi bilemiyorum.. Baraka gidip Bina gelince ruhlar da beraberinde mi gitmişti, yoksa gelen öğrenci yönetimleri “KONSERVATUAR” hayalinden uzaklaşıp “etkinlikler”in telaşesine mi boğulmuştu da bayrağı yeni gelenlere vermeyi unutmuş öylece mezun olmuştu. O hayalin sesini az duyar oldum. Tuvaletin “alafranga” mı yoksa “alaturka” mı olacağını saatlerce tartışan, en küçük toplantısının saatler sürdüğü kurullardaki insanlar yorulmuştu bekli de… Bu düşünceler aklıma geldikçe çuvaldızla aramdaki ilişkiyi düşünüyorum. Sanırım ben kapıdan girdiğimde orada olan insanlarla birlikte kendimizden sonra gelenlere anlatamadık bu hikâyeleri. Konser sonrası binada yaptığımız yemekleri, el birliğiyle temizlediğimiz oturma odasını, muhabbet ede ede yıkadığımız bulaşıkları, düzenlediğimiz fasılları, yorulmaktan zevk aldığımız konserleri anlatamadık. Oysa 1967’de beyaz bir devrimle kurulan Türk Müziği Topluluğunu, çamurdan ulaşılamayan barakayı, damlayan çatısını, ders aralarında yapılan dinletileri çok dinlemiştik.

 

 

Topluluğun 40. Yıl konserindeydim kocaman bir heyecan vardı 2 Hafta boyunca uğraşıp hazırladığımız Afiş bizim için nirvana gibiydi, salon ne kadar dolacaktı bilinmez ama Mezunlarla birlikte konser verecektik. Erol SAYAN gelecekti.

 

Şimdi 50. Yılımıza geliyoruz. Bir öğrenci değil de mezun olarak bir parçasıyım bu topluluğun. Umarım daha güzelini yapabilecek hayallere ortak olabiliriz.

Devam edecek……..

 ALi EMİR İNCE

GEOE'09

HABERDAR OLUN

isim
e-posta

Map

BilerChildrenLeg og SpilAutobranchen